MUSUL'DA ÖLDÜRÜLEN TÜRK GÜVENLİK ELEMANLARI VE HESABA KATILMAYAN GÜVENLİK NOKTASI

Bir takım haklı ya da haksız nedenlerden dolayı, Türk basınında yer alan bilgilere göre, Irak’taki direnişe sempati ile yaklaşıldığı gözlemlenmektedir. Yine Türk medyasının ve sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine baktığımızda, Türkiye’nin Irak halkını en çok savunan ülkelerden biri olduğunu söylemek mümkündür.

Türkiye, Irak’ta yapılan direnişe gösterdiği bu iyi niyetinin karşılığını alamamıştır. Irak’taki direnişçiler, Irak’ta çalışan Türk şoförlere, işçilere ve iş adamlarına saldırarak 75’in üstünde Türk vatandaşını katletmiştir. Türkiye; hükümet, medya, sivil toplum örgütleri ve halk olarak bu olaylara yeterli tepkiyi göstermemiştir. Buna karşılık, diğer ülkelerin vatandaşları Irak’ta rehin alındığında veya katledildiğinde, bu ülkeler çok sert tepki göstermiştir. Örneğin, İtalyan ve Fransız vatandaşları kaçırıldığında ülke çapında bir bütünleşme ortaya çıkmış ve on binlerce insan gösteri düzenleyerek Irak’taki direnişçileri protesto etmiştir. Türkiye’nin bu konuda dengeli davranması gerekmektedir. Türkiye, elbette, Irak’taki insan hakları ihlallerine tepki göstermeli ve gerektiğinde de Türk vatandaşlarını katleden direnişçileri, bu olumsuz tavırlarından dolayı kınamalıdır.

Türk Büyükelçiliğinin koruma elemanları Türkiye’den görev yerlerine giderken, Musul’da vahşice öldürülmüştür. Bu olay ile ilgili üzerinde durulması gereken önemli konulardan birisi, bu eylemlerin gerçekten kimler tarafından gerçekleştirildiğidir. Irak’taki direnişçileri savunmayı bir görev olarak kabul eden bazı medya organları, bu eylemlerin direnişçiler tarafından değil, direnişçi kılıfını kullanan gruplar tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürmektedir. Olay, Türk personelinin Habur sınırından geçmesinden kısa bir süre sonra işlenmiştir. Habur sınırı ile olay yeri arasında yaklaşık iki saatlik bir mesafe vardır. Bu kadar kısa bir süre içerisinde Türk şoförlerinin Irak’a girdikleri bilgisi teröristlere nasıl ulaşmıştır? Bu eylemlerin kimler tarafından düzenlendiğini anlamak için, teröristlerin, Türk güvenlik elemanlarının bölgeye girdikleri haberini nasıl ve kimden aldıkları meselesi üzerinde durmak gerekir. Bu çerçevede, birisi zayıf olmak üzere iki senaryo üzerinde durulabilir. İlk önce zayıf olan ihtimali değerlendirirsek; Habur sınırının Irak tarafı, KDP’nin kontrolü altındadır. Yani bu geçiş, KDP’nin istihbarat teşkilatının bilgisi dahilinde gerçekleşmiş olabilir. Bu demek oluyor ki, bu eylem ya bizzat KDP elemanları tarafından işlenmiş ya da KDP başka bir örgüte bilgi aktarmış olabilir. Ancak Bunun uzak bir olasılık olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü KDP'nin, Türkiye ile var olan ilişkileri gergin de olsa böyle bir eyleme karışmayacağı düşünülmektedir. Kaldı ki bu eylem KDP'ye de bir şey kazandırmayacaktır. İkinci olasılık ise, Türk personelinin Musul’a girdiği bilgisinin, Dohuk-Musul karayolu üzerinde, olay yerinden 20-25 kilometre uzaktaki, Irak Ulusal Muhafızları birlikleri ve Musul polisi ortak kontrol noktası tarafından direnişçilere aktarılmış olmasıdır. Özellikle son dönemde Musul yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda, Musul güvenlik teşkilatının direnişçilere bilgi sızdırdığı konusunda iddialar bulunmaktadır. Direnişçiler arasında El Kaide bağlantılı Türklerin yer alması, bu ihtimale kuvvet kazandırmaktadır. Şayet bu eylem Iraklı direnişçiler tarafından yapılmışsa, o zaman Türkiye’nin kendisine sorması gereken iki önemli soru vardır: Birincisi, Türkiye bunu hakkediyor mu? Özellikle Irak operasyonun başından  bu güne kadar, direnişi en çok savunan ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Hatta bu uğurda Türkiye zaman zaman 50 yıllık müttefik olan ABD'yi karşısına alarak, Irak’taki stratejik çıkarlarını tehlikeye atmaktadır. İkinci soru ise, Türkiye Irak konusunda doğru politikalar uygulamış mıdır? Bu politikalarına devam mı etmeli, yoksa daha mantıklı yeni politikalar mı üretmelidir?


 

Arşiv

Arşive git



KAYNAK:BU YAZI AVRASYA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİNDEN ALINMIŞTIR.(www.avsam.org)