TÜRK ŞİİRLERİ

TÜRKÇEM

Anamın belediği, aynalı beşiğinde,
Ninnilerle gözüme, sen uyku oldun Türkçem
Tipili gecelerde, tandırın ışığında,
Ebemin masalıyla, hayâle saldın Türkçem.
O çocuk merakımla, her şeyi senle sordum,
Seninle sımsıcacık, ölmez dostluklar kurdum,
Sayende sevdiğimin, gönül bağına girdim,
Sevdalara götüren, dikensiz yoldun Türkçem.
Şen günümde haykırdım, nâra olup çınladın,
Ak kâğıt üzerinde, yüreğimi anladın,
Kara günde benimle, mısra mısra inledin,
Akan gözyaşlarımı ağıtla sildin Türkçem.
Dünüm sırtına binip bugüne kadar geldi,
Bugünün emekleri, dünün içine daldı, Yarının tarlasına, ortak bir tohum oldu,
Fidanlarla yarına, yeşerip daldın Türkçem.
Hoyrat oldun Kerkük’te, Türkmen sana sarıldı,
Tebrizde mahnılarla, Türk benliği dirildi,
Ergenekon seninle, eriyerek yarıldı,
Tüm Turanı dolaşıp okşayan yeldin Türkçem.
Kıymetin bilindikçe, bilenleri besledin,
Ölümsüz eserlerle, Türklüğümü süsledin,
Gün geldi soysuzlara, varlığını yasladın,
Kıymet bilmeyenlerin eline kaldın Türkçem.
Dilimde tek sen varsın, gönlüm tek seni bilir,
Gece diye dertlenme, mutlaka sabah olur,
Oğuzda soy tükenmez, soysuzdan seni alır,
Çünkü Türk yüreğine, aşk olup doldun Türkçem.
İlhan Esen

TURAN

Ayşe Fatma değil beni ağlatan
Gülmeden ölürsem ona yanarım
Ağlatan TURANDIR başka bir vatan
Bulmadan ölürsem ona yanarım
Bulur bulmaz öpeceğim taşını
Çok özledim ekmeğini aşını
Esir Türklerimin gözün yaşını
Silmeden ölürsem ona yanarım
Silinen gözlerin hasreti katı
Kırımdan hazara koştursam atı
Taşkent yaylasında madımak otu
Yolmadan ölürsem ona yanarım
Madımak toplasam yesem o anda
Yola revan olsam aynı zamanda
Bir gece misafir Azerbaycanda
Kalmadan ölürsem ona yanarım
Azerbaycandanda Kerküğe varıp
Orda gardaşımın yarasın sarıp
Musulda sazıma bir düzen verip
Çalmadan ölürsem ona yanarım
Saz çaldıktan sonra Musul şehrinden
Ayrılsada aşık ölmez kahrından
Abdestimi yeşil Tuna nehrinden
Almadan ölürsem ona yanarım
Abdesti alınca duyarım hazı
OZAN ARİF ya şehit ol ya gazi
Çin seddinde bir gün sabah namazı
Kılmadan ölürsem ona yanarım
Ozan Arif

TÜRKMENELİ MARŞI

Kır esaret zincirin ayağa kalk Türkmenoğlu Hürriyet
meşâlesin sende yak Türkmenoğlu Meydana çık yüzün ak, alın ak Türkmenoğlu
Başın eğme çevirme ileri bak Türkmenoğlu Ne çıkar on dört, on beşse yaşın
Bayraklar gibi yüksel göklere değsin başın Türkmeneli soyundur, Türkmeneli
yurdundur Türlü destanlar yazan efsaneler yaratan Çağrı beyin ahfadısın,
Tuğrul bey senin atan Onlardan sana miras bu kutsal aziz vatan Ezilmeli,
yok olmalı sana zindan dayatan Ne çıkar on dört, on beşse yaşın Bayraklar
gibi yüksel göklere değsin başın Türkmeneli soyundur, Türkmeneli yurdundur
Bu şan, bu nam, bu şöhret ancak sen varsan vardır Bin yıllık bir mirasa
sahip çıkmamak ardır Bir kurşun, iki kurşun yarası ne ki sardır Düşman
yarasıdır bu, öldürmez seni yârdır Ne çıkar on dört, on beşse yaşın Bayraklar
gibi yüksel göklere değsin başın Türkmeneli soyundur, Türkmeneli yurdundur
Sen medeni, sen uygar, sen çağdaş bir nesilsin Sen Türksün, Türk oğlusun
asırlardır asilsin Akıncı göbek adın, herkes bilir nasılsın Yumruğun öyle
bir vur, dünya alem sarsılsın Ne çıkar on dört, on beşse yaşın Bayraklar
gibi yüksel göklere değsin başın Türkmeneli soyundur, Türkmeneli yurdundur
Seninle Koçak'ın ruhu, seninle Gökbörü Ayağa kalk doğrul, hürriyet için
yürü Silkin yok et sırtından musallat, mikrop uru Engellemesin seni vahşi,
yabani sürü Ne çıkar on dört, on beşse yaşın Bayraklar gibi yüksel göklere
değsin başın Türkmeneli soyundur, Türkmeneli yurdundur Cengiz Bayraktar-Gündoğdu-İzmit

BİZ KİMLERİZ ?

Biz şehitlerin sesi, Gazilerin nefesi, Orta Asya'da
ordular kuran, Ecdatlarımızın evlatlarıyız. Doğmadan yok edilenlerin,
Sonsuz işkence çekenlerin, Haksız zulümle ezilenlerin, Temsilcileriyiz.
Biz Oğuzların, Alparslanların, çekirdekleri! Vatansızlık çekenlerin diktiği
fidanlarız. Soyumuzu okudunuz mu tarihten? Bir gün kim olduğumuzu sordunuz
mu benden? Biz hesap soracağız, bizleri vatandan edenlerden, Biz Doğu
Türkistan'ın sahipleriyiz. Yıllardır duyarız insan hakları diye, Bu hak
neredeymiş acaba? Neye yarayacakmış neye? Varsa insanların böyle bir hakkı,
Acaba bu hakkı nerede arayıp, nerede bulmalı? Biz sevgiyiz yumak, yumak,
Akan suyuz ırmak ırmak, Hedefimiz şehit olmak. Biz yurdun geleceği, Uğruna
öleceği, Biz o memleketin sahipleriyiz. Neden bunca işkence zulüm? Neden
bitmez ki bu haksız ölüm? Evet gelin, sorun hepimize, Biz kimleriz? Biz
kimleriz? Biz kimleriz? Hani bizim ülkemiz? Hani bizim milletimiz? Hani
bizim haklarımız? Biz insan mıyız? İnsan hakları neredesiniz?

Doğu Türkistanlı


UNUTMADIM

Dediler sen dilin unut Çok vurdular unutmadım

Dediler TÜRK yolun unut

Can yürdüler unutmadım

Didiler unut dilin unut

Öldürdüler unutmadım

Didiler KERKÜKÜN unut

Saldırdılar unutmadım

UYAN EY TÜRK 'OĞLU

Er meydanlarından çekilir oldun
Çorak iklimlere ekilir oldun
Eğilmek bilmezdin bükülür oldun...
Sürer mi bu gaflet; daha kaç sene?
Uyan ey Türk uyan! Uyumak nene?
Boşaldın boşaldın.. Dolabilmedin,
Gidişin o gidiş.. Gelebilmedin...
Döktüğün kanları alabilmedin...
Şah damarlarına yapışan kene
Sömürür mü seni; daha kaç sene?
Bakın şu Oğuz'un torunlarına;
Kara taş bağlamış karınlarına!
Umutsuz gözlerle yarınlarına
Bakarlar mı dersin; daha kaç sene?
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene!
Eski sandıklarda harsın, tören ey!
Hain, çaşıt dolu; yanın, yören ey!
Bağlı tutsak sanır seni gören ey!
Bu böyle sürer mi; daha kaç sene?
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Bak ne der Oğuz Han, Alparslan, Tuğrul:
Ey Bozkurtlar soyu! Yerinden doğrul!
Silkin! ... Öz mâyanla yeniden yoğrul!
İnsanlığı nûra kavuştur yine
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Acunda ne varsa kurudan, yaştan
Al Dede Korkut'tan, Hacı Bektaş'tan
Malazgirt ufkuna doğ yeni baştan...
Dilerim Tanrı'dan bu devran döne,
Uyan ey Türk! ... Uyan! Uyumak nene?
Seni aldatmasın 'Batı' denilen,
Onun mayasıdır 'katı' denilen,
Onun iç yüzüdür 'kötü' denilen... Odur özsuyunu sömüren kene!
Sen uyan; onu da düşün!
Kaç parçaya bölmüşler seni?
Sonsuz bir sahraya salmışlar seni...
Kanadını kırıp yolmuşlar seni..
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Yıkıldın, yakıldın: 'devrim' dediler,
Soysuzlaştırıldın 'evrim' dediler,
Bozkurta it, ite 'yavrum' dediler..
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Türk Bilge Kağan der 'İşitin beni!
Benim çağlar aşan, benim en yeni.
Ey Türk! Bir gün gaflet basarsa seni
Gönül ver, kulak tut bendeki üne,
Uyan Ey! Kendine dönmeyi dene! '
'Üstten gök basmayıp yer çökmeyince
Hainler türeyip bel bükmeyince
Seni gafil bulup kan dökmeyince
Türk'ün bir düşmanı çıksa da bine
İlini, töreni bozamaz yine! '
Köklerinden koptu okumuşların,
Batıyı put yaptı okumuşların,
Yaptığına taptı okumuşların...
Ey Türk! Kendine dön! Yad, yaban nene
Kalk, doğrul yerinden, yürü geç öne!
Dinle! Dövülmekte... Çağrı kösleri,
Dinle! Yakındadır... Ayak sesleri,
Bozkurtların sıcak, hür nefesleri
Ufkunu doğudan sarsın da yine
Kalk! Doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Sen, Oğuz Ata'nın has milleti, sen!
Sen, son Peygamberin has ümmeti, sen!
O seni boğmadan, boğ zilleti sen! ...
Uyan! Ey Türk oğlu! Uyumak nene?
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Medet ummaya gör kızıl surattan,
Seni mahrum koyar aşktan, muraddan,
Çağla Sakarya'dan, kükre Fırat'tan..
Kara, kızıl, sarı.. Sür, topla yine;
Bunlardır özünü sömüren kene! Destanlar yazılır, şanına lâyık,
Yine de erişmez ününe lâyık,
Olursan soyuna, dinine lâyık...
Geçer bu gafletin; sürmez çok sene,
Uyan ey Türk oğlu! Uyumak nene?
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

DARAĞACI

Yolunu gözledim her seher-ahşam
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Ecelle ölmeye doğulmamışsam...
Selam darağacı... Aleyküm selam!
O hansı milletdir, taleyi sırdır?
Yüz adla bölündü... Yene de birdir.
Meni huzuruna bu derd getirdi,
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Hezer’i, Baykal’ı, Aral’ı gördüm,
Gördüm can üstedir, yaralı gördüm,
Tanrı’nı benden aralı gördüm,
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Çarhı ters fırlanır felek garının,
Turan kölgesinde budaglarının,
Rengi bayrağımda yarpaglarının,
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Evvelin ahırı, sonun evveli,
Buymuş bilmemişem bunu men deli.
Gorhum yoh, ne olsun boyun göy delir,
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Eli yağmalanan, bölünen, bölen,
Çayları guruyan, gölleri ölen,
Hag-hesap çekmeye gelen menem, men,
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Danış Emir Teymur, bu son neydi be?..
Boynumda ağ kefen, dilimde tövbe,
Dersini ters bilen, menimdi növbe,
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Seni men ekmişem... Mene sen genim,
Seni suvarmağa halaldır ganım.
Yarpağın reng alsın ganımdan menim,
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Ey darın ağacı kimden kemem... Kem?
Ya seni yendirrem, ya sene yennem;
Ya da budağında yarpağa dönnem,
Selam darağacı... Aleyküm selam!
Kırgızam, Özbekem, Kazak, Türkmenem,
Başkırdam, Kerkükem, ele görk menem,
Senin gözlediyin garip garip Türk menem,
Selam darağacı... Aleyküm selam! Gebul et nevbeti gurbanın menem,
Menim canım sende, bil canın menem,
Ele gurrelenme her yanın menem,
Selam darağacı... Aleyküm selam!

 

HÜSEYİN CAVİT'E BİRİNCİ MEKTUP

İrkutsk’ta suhûnet, eksi kırk altı,
Buzların üstünde üç beş karaltı;
Nöbetçi giyimli, eli tüfekli,
Sürülmüş mahkûmlar, kazma kürekli.
Demir gibi buzu yer yer kırdılar,
Donmuş toprakları zor kopardılar,
Bir çukur açıldı insan boyunda,
Ölenleri toprak saklar koynunda…
Yabânî ellere düşürmüş kader,
Sibirya Çölü’nde buz tutmuş keder!
Yurdundan kopanlar buraya konmuş,
Gün, saat, mesafe, zaman taş olmuş.
Üst-baş lime-line, hasta, aç, susuz ,
İnsanın değeri, bir posttan ucuz.
Nöbetçi haykırdı, - Tamam mı? - Tamam!
- Tabutu getirin,
- Zeynelov, davran!
Toprakla üstünü örtmek üzere,
Tabutu ittiler eşilen yere.
Nöbetçi, geceye bir kibrit çaktı ,
Berbat kokulu bir sigara yaktı,
Dört beş nefes çekti fırlattı yere ,
Mahkûmlar atıldı kapmak üzere.
Alçağın zevklenmek bütün gururu,
Sarı Rus suratlı, votka mahmuru.
Bakü küçeleri kaynıyor, mahşer,
Meydana akıyor, on bin, yüz binler,
Sürgün mücâhitin görüşü bu gün,
Hüseyin Cavit’in dönüşü bu gün.
Yaban Elleri’nde yere sığmamış,
Şimdi kemikleri affa uğramış…
Hasretkâr Oğul’un döndü vatana,
Azerbaycan adlı, Ürek Vatan’a!…

Fırat Kızıltuğ - Heybelida 13 AĞISTOS 1997

UYAN EY TÜRK 'OĞLU

Er meydanlarından çekilir oldun
Çorak iklimlere ekilir oldun
Eğilmek bilmezdin bükülür oldun...
Sürer mi bu gaflet; daha kaç sene?
Uyan ey Türk uyan! Uyumak nene?
Boşaldın boşaldın.. Dolabilmedin,
Gidişin o gidiş.. Gelebilmedin...
Döktüğün kanları alabilmedin...
Şah damarlarına yapışan kene
Sömürür mü seni; daha kaç sene?
Bakın şu Oğuz'un torunlarına;
Kara taş bağlamış karınlarına!
Umutsuz gözlerle yarınlarına
Bakarlar mı dersin; daha kaç sene?
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene!
Eski sandıklarda harsın, tören ey!
Hain, çaşıt dolu; yanın, yören ey!
Bağlı tutsak sanır seni gören ey!
Bu böyle sürer mi; daha kaç sene?
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Bak ne der Oğuz Han, Alparslan, Tuğrul:
Ey Bozkurtlar soyu! Yerinden doğrul!
Silkin! ... Öz mâyanla yeniden yoğrul!
İnsanlığı nûra kavuştur yine
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Acunda ne varsa kurudan, yaştan
Al Dede Korkut'tan, Hacı Bektaş'tan
Malazgirt ufkuna doğ yeni baştan...
Dilerim Tanrı'dan bu devran döne,
Uyan ey Türk! ... Uyan! Uyumak nene?
Seni aldatmasın 'Batı' denilen,
Onun mayasıdır 'katı' denilen,
Onun iç yüzüdür 'kötü' denilen... Odur özsuyunu sömüren kene!
Sen uyan; onu da düşün!
Kaç parçaya bölmüşler seni?
Sonsuz bir sahraya salmışlar seni...
Kanadını kırıp yolmuşlar seni..
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Yıkıldın, yakıldın: 'devrim' dediler,
Soysuzlaştırıldın 'evrim' dediler,
Bozkurta it, ite 'yavrum' dediler..
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene.
Türk Bilge Kağan der 'İşitin beni!
Benim çağlar aşan, benim en yeni.
Ey Türk! Bir gün gaflet basarsa seni
Gönül ver, kulak tut bendeki üne,
Uyan Ey! Kendine dönmeyi dene! '
'Üstten gök basmayıp yer çökmeyince
Hainler türeyip bel bükmeyince
Seni gafil bulup kan dökmeyince
Türk'ün bir düşmanı çıksa da bine
İlini, töreni bozamaz yine! '
Köklerinden koptu okumuşların,
Batıyı put yaptı okumuşların,
Yaptığına taptı okumuşların...
Ey Türk! Kendine dön! Yad, yaban nene
Kalk, doğrul yerinden, yürü geç öne!
Dinle! Dövülmekte... Çağrı kösleri,
Dinle! Yakındadır... Ayak sesleri,
Bozkurtların sıcak, hür nefesleri
Ufkunu doğudan sarsın da yine
Kalk! Doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Sen, Oğuz Ata'nın has milleti, sen!
Sen, son Peygamberin has ümmeti, sen!
O seni boğmadan, boğ zilleti sen! ...
Uyan! Ey Türk oğlu! Uyumak nene?
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne!
Medet ummaya gör kızıl surattan,
Seni mahrum koyar aşktan, muraddan,
Çağla Sakarya'dan, kükre Fırat'tan..
Kara, kızıl, sarı.. Sür, topla yine;
Bunlardır özünü sömüren kene! Destanlar yazılır, şanına lâyık,
Yine de erişmez ününe lâyık,
Olursan soyuna, dinine lâyık...
Geçer bu gafletin; sürmez çok sene,
Uyan ey Türk oğlu! Uyumak nene?
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

 

NEVRU ATEŞİ

Beşbin yıl geçmişten kopan yıldırım,
Karanlıgı söker Nevruz ateşi.
Urumçi, Semerkant, Karabag, Kırım,
Tüm Turanda çakar Nevruz ateşi
Karların gevşeyip eridigi gün
Yaylayı çimen bürüdügü gün
Tohuma hayat yürüdügü gün
Bahar yeli kokar Nevruz ateşi.
Alevini Türk ruhundan alarak
Eritecek zayıf yeri bularak
Ergenekon daglarını delerek
Hürriyete çıkar Nevruz ateşi.
Töreler soyumun milli tapusu
Töresiz dagılır Türkün yapısı
Destanlar devrinin masal kapısı
Bizi sarıp çeker Nevruz kapısı.
Öz malıdır kendini Türk görenin
Gönlünü Türk birligine verenin
Türk tugunu zirvesine Turanın
Alevlerle diker, Nevruz ateşi.
Destandır, söylenir ozan dillerde,
Umut ışıgıdır esir illerde
Beşbin yıl geçmişi, Türk gönüllerde,
Nakış nakış dokur, Nevruz ateşi.
Teselli edelim gönlü ezigi,
Bilelim Nevruzda feyli bozugu,
Satılmış haini kahpe tuzagı,
Toy dügünle yakar Nevruz ateşi.
Yansın dört yanda, ateşler yansın,
Davullar çalınsın, halaylar dönsün,
Ayrılık, ihanet ateşi sönsün,
Yurda birlik eker, Nevruz ateşi.

 

MENİM YURDUM

Menim yurdum- Gehramanlar diyarıdır.
Merd insanlar diyarıdır.
Öz bahtının hoş gününü
Öz eliyle yadanlar diyarıdır.
Kainatın milyon illik arşivinden
Ulduzları
Oyadanlar diyarıdır
Menim yurdum- gehramanlar diyarıdır!
Menim yurdum- Toprağına nur ekenler,
Nur biçenler diyarıdır.
Menim yurdum-
Nece defe
Ganlı lava denizinden
sağ geçenler diyarıdır.
Menim yurdum- Gayaları minalanmış
Dağ geçenler diyarıdır
Menim yurdum hardan başlar?
Üreyimin kenarından
Uzag şergın
Okean (okyanus) yuyan daşınacan
Uzak gerbin
Karpat yağışınacan
Menim yurdum Mars'a geder Ay'acandır
Bayrağımı sinesinde
Dalgalandırdı Ay haçandır...
Mehmed ARAZ

SELAM ÖZBEKİSTAN

Uluğ Bey’in ulduzları alışdı Sene menden mene senden danışdı TarBir Güzel Ülküdür Gönül Verdiğim Yüreklerde kök bağlayıp yaşayan, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Ezelden ebede müjde taşıyan, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Yesi'deki kutsal AŞKIN mayası, Malazgirt'te Alparslan'ın rüyası Söğütteki has kilimin boyası, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Yunuslayın "Et-kemiğe bürünen", Selim ruhta Yavuz Serdar görünen Sems misali cümle kirden arınan, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Bedenlerde Koç Köröğlu yüreği, Debreştikçe yakın eyler ırağı İman kalesinin bayrak direği, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Dedem Korkut töresi ile töreli, Edep, ahlak, sevgi, saygı sıralı Kırk yıl önce.... aklım erdi ereli, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Her kapıda bir hesaba girmeyen, İnancından zerre taviz vermeyen Dost alnına kara leke sürmeyen, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Mazlumun yoldaşı, zalimin hasmı, Kendine put yapmaz heykeli, resmi Hak'tır, adalettir, rahmettir ismi, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Bu ülkü candadır, sokakta yatmaz., Guneştir.. bir doğdu, bir daha batmaz Menfaat uğruna kimseyi satmaz, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Şiddeti, kavgası kanı olmayan, İçinde öfkesi, kini olmayan Sonsuza uzanan, sonu olmayan, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Bedirden Bizansa akıp gelen o, Küfür setlerini yıkıp gelen o, İlahi kaynaktan akıp gelen o, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Sinan'da estetik, Itri'de ahenk, Sebillerde hayat, kubbelerde renk Mevlana'da ilim, Barbaros'ta cenk, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Nizam-i Alem'dir Hak'kın sözü bu, Söylediğim cümle sözün özü bu Tek damlada umman eyler bizi bu, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Ülkü demek makam, mevki, taç değil, Ülkü demek totem, sembol, hac değil Kul icadı kof ilkeler hiç değil, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Şehitlerin kanları ile ıslanan, Destan olup maveradan seslenen Atif'larla Said'lerle beslenen, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim. Türk'e ihsan olmuş 'Kavmi Necip'lik, Bos hayaldir bu şerefe rakiplik Hayatlar gergeftir, ameller iplik, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim Ne yazdımsa inanç, ahlak, örf ile, Postaladım gönül denen zarf ile Anlatılmaz 29 harf ile, Bir güzel ülküdür gönül verdiğim... Abdurrahim KARAKOÇ

 

Sürgün Gözlerim

Karabağ'a bağlı yaşlı gözlerim, Bir duman gibi sisli gözlerim,
El kahkahasıyla puslu gözlerim,
Ağlıyor ağlıyor vatanım diye..
Kerkük'ün bahtı gibi kara gözlerim,
Düşündükçe düşürüyor dara gözlerim,
Baktığı her yerde yara gözlerim,
Ağlıyor ağlıyor vatanım diye...
Prangaya vurulmuş mahpus gözlerim,
Yad ellerde kalmış yurtsuz gözlerim,
Gidemiyor ocağına yolsuz gözlerim,
Ağlıyor ağlıyor vatanım diye...
Kosova'da şahlanmış kırat gibisin,
Üsküp'te kök salmış çınar gibisin,
Aşkların en büyüğüne hasretlerdesin,
Vatan hasretiyle çıra gözlerim...
Türkün ufku mu karardı, sen mi kör oldun?
Ey bahtım gibi kara gözlerim…
Gülhanım SEYİYOĞLU

 

Kerkük'e hasret

Yine düştüm gurbetlere
Kapkaranlık zülmetlere
Ateş gibi hasretlere
Veda olsun sana Kerkük.
Bir üzüntü sardı beni
Kara gördüm her bir yanı
Hasta düştüm derman hanı
Sen dermansın bana Kerkük.
Hasretliyim o kışına
Zubun ceket giyişine
Baba gurgur ateşine
Gece dönse kana Kerkük. Efkarlandım bir gün daldım
Bir kuş oldum kanat aldım
Gökte uça uça geldim
Sıktım seni cana Kerkük.
Çalışsam da senin için
Yorulsamda şanın için
Tertemizdi kanın için
Ben eminim ona Kerkük.

Tekin Sevimli

Atlılar

Üfükler(1) sonsuzdur, üfükler uca(2),
O yere, yer ona bu gün gerekdir.
Gecenin koynundan o şığıdıkca(3)
Beyaz at ele bil(4) beyaz şimşekdir.
Atlılar öz cengi-cidallarıyla(5)
Çarpırlar üzlerde, gözlerde gürur.
Atlılar parlayan od(6) nallarıyla
Keçilen düzlere möhürler vurur.
İgidim öz kaşka(7) atıyla gelir:
Avropa diz çökür, Atilla gelir!
Nur düşür göylerin göy çadırına,
Sema Ulduzlardan çiçek ekirdi.
Zülmet gecelerin tongallarına(8)
Sanki seyyareler(9) keşik çekirdi.(10)
Orda ki, onların gözleri vardı,
Kurd ile kuzular bir otlayardı.
Çay(11) durur karşıda, durur ümmanlar
Koşun(12) gemi üçün meşeler(13) kırır.
Yollarda güneşi kabaklayanlar(14)
Garbe özlerile güneş aparır(15).
İnsana rehmli(16), mehriban odur,
Göyler sayesini(17) üstüne salıb.
Sanki atillanın odlu ohudur- Semanın Ohatan(18) bürcünde kalıb!
Atlılar, hayandan(19) gelir atlılar?
Siberden, Sayandan gelir atlılar.
Nebi Hezri